Başlangıç: Sydney, yaz
Candy şimdiye dek gördüğüm en mavi gözlere sahipti, tıpkı içinde kaybolduğun sis gibi... Kafanda bir tek eroin varken bunu yürütebilmek ne garip. Biriyle tanışıyorsun ve aklına başka düşünceler girebiliyor. Sanki Candy'yle tanışmak kaderimmiş gibi doğal geliyor. Eroin kullanırken işler daha zor gelir. Yalnız olmak daha kolaydır ancak ilişki yaşamak da güzeldir ve enerjini odaklamana yardımcı olur.
Birlikte tertiplediğimiz kredi kartı dümeninden sonra, Candy adrenalinin fazlasından hala sersem gibiydi. Ona göre Bonnie ve Clyde gibiydik. Ben yakışıklı, o güzel, ikimiz de büyüleyici, seks dolu ve dünyayı fethetmeye hazır. Bence daha çok Dunaway ve Betty gibiydik ama neyse, aşık olmak heyecan vericiydi.
KÖTÜ ZAMANLARA ÖRNEK:KAN VE ŞEKER
Çok sonra: Melbourne, kış
Aydınlıktaki günüm kararmaya başlamıştı. Bu büyük üzüntü karşısında iyi olan her şeye küfrediyordum. Üzüntü devasa bir yük gibiydi. Bastıran. Küçük mutluluklar çakıl taşları gibiydi. İçimdeki üzüntü büyüyüp genişledikçe, çakıl taşları gittikçe küçülüyordu, ta ki sona varıncaya dek... O kadar çok toz attım ki, moleküller arasında yer kalmadı. Artık kıpırdayacak yer yok. Yıllar böyle geldi, geçti...
Duramıyorum. Durmama imkan yok. Artık duramam.
Aslında mümkün olduğunu biliyorum. ama bunun mümkün olabileceğini inandırabilecek bir hayal gücü yok.
Kuraklık var. Ya da ani sel baskını. Eroinsizlikten oluşan ter basması. Yılda birkaç kez böyle şeyler olur. Tıpkı güneş tutulmasında ışığın karanlıktan akıp gelmesi gibi, sanki gizli bir mesaj edasıyla koşulların bir araya gelerek oluşturduğu bir şey.
Luke Davies
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder