18 Temmuz 2012 Çarşamba

Kürtaj


Bir yabancının önünde soyunmak insanı kendisine ne kadar da yabancılaştırıyor. Bu gerçekten de yapmayı planladığımız şey değildi. Bedeniniz adeta kendisinden uzaklaşıp bu dünyaya yabancılaşıyor.
Yaşamımızın büyük bir bölümünü genellikle giysilerimizin altında, kişisel bir mahremiyet içinde geçiririz, ancak Vida bu genellemenin dışında kalıyor, onun bedeni, kayıp bir kıta gibi, kendi seçimi olan dinozorlarla tamamlanmış bir şekilde sınırlarının dışında yaşıyor.



Islıklara, hırıltılara, inlemelere, açık saçık laflara sebep olmadan hiçbir yere gidemiyorum. Ve tanıştığım bütün erkekler benimle yatmak istiyor. Yanlış bedene sahibim.



Kadınlar neden buna benzer bedenleri olmasını isterler bir türlü anlamıyorum. Ne kadar acayip görünüyorlar, onlar da kalkıp böyle bir bedene sahip olmak için deli gibi uğraşıyorlar, ne pahasına olursa olsun, diyetlere, ameliyatlara, iğnelere, açık saçık iç çamaşırlarıyla bu lanet olası şeylerden birini elde etmek için çabalıyorlar ve her şeyi deneyip de başarılı olamazlarsa sahtesini yapıyor o ahmak sürtükler. Pekala, burada bedava bir tane var. Gelin de alın pis orospular.
Neyin içine girdiklerini bilmiyorlar, belki bundan hoşlanıyorlar. Belki de bu bedenleri paranın çarkını döndürmek için kullanan kadınlar gibi hepsi birer pislik: Film yıldızları, mankenler, orospular.






Geleceğin benim için sakladığı daha bir yığın şey var bence.



Dünyada çok fazla çocuk var ama yeterince sevgi yok. Kürtaj tek çözüm. 


 Haksızlık bu. Sonunda başıma bunlar da mı gelecekti; bu çılgınlıkları yapmak, böyle şeyler hissetmek, böyle şeyler söylemek… 


 Yalnızca bedenimin sonsuza dek ihtiyacım olandan çok daha fazlasına sahip olduğunu düşündüğümden diğer şeylerin sade ve basit olmasını istedim. 


 Sanırım yaşamlarımızı yepyeni anlık törenlere, ayinlere dönüştürebilme yetimiz var; yapmak zorunda olduğumuz güç bir iş karşımıza çıktığında bu ayinlerin havasına girip sakin sakin rolümüzü oynuyoruz.
Yaşamımız tiyatroya dönüşüyor. 


 Bizler giderek müşkülpesent olurken hayattaki bazı şeylerin hep basit kalması ne gariptir. 


 Kaldırımda hala dün geceki kadının boş beyaz kağıtlarından arta kalan parçalar duruyordu. Korkunç yalnız görünüyorlardı. 


 Aşkın masumiyeti yalnızca yükselen fiziksel bir durumdu, öpücüklerimiz gibi şekillenmiş bir şey değil. 


 Dünyada bir sürü belki var ama yeterince insan yok. 


 Etrafım yeşil ağaçlarla, tuğlalarla ve bana ihtiyaç duyan insanlarla çevrili olarak bu çeşmenin yanında olmak hiç bir şey. 




Sanki bir geyikmiş gibi onu ürkütüp ormana kaçırmaktan korkarak bedeni üzerinde çalışmak olağanüstü bir şeydi.
Shakespeare’in bir sonesinin son dizeleri gibi şairane; ” Sevda bir bebekse eğer; böyle diyemez miyim ben de, / Büyümesini sürdüren şeye, büyümüş gözüyle bakamaz mıyım? “

Yüzü öylesine narindi ki: ağzı, gözleri, burnu, çenesi, yanaklarının kavisi, hepsi çok güzeldi. Kendisine bakıldığı için adeta acı çekiyordu. 



                                                                                                                   Richard Brautigan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder