22 Temmuz 2012 Pazar

El Laberinto Del Fauno


Bir zamanlar, hiç yalanın ve acının olmadığı bir yeraltı krallığında insanların dünyasının hayalini kuran bir prenses yaşarmış. Mavi gökyüzünü, meltemi ve parlayan güneşi hayal edermiş. Günün birinde muhafızlarını atlatan prenses saraydan kaçmış. Ama dışarı çıktığında güneşin parlaklığı onu kör etmiş ve geçmişe ait izleri hafızasından silmiş. Prenses nereden geldiğini ve kim olduğunu unutmuş. Vücudu soğuktan, hastalıktan ve acıdan mustarip olmuş. Sonunda da ölmüş. Ama kral babası, ruhunun günün birinde yeni bir bedende, başka bir yer ve zamanda geri döneceğine eminmiş. O yüzden son nefesini verene kadar kızını bekleye ant içmiş. Ta ki dünya durana dek...
                                   
Ve anlatılanlara göre Prenses babasının krallığına geri dönmüş. Temiz kalbi ve adaletiyle yüzyıllarca hüküm sürmüş. Halkı tarafından çok sevilen biri olmuş. Yeryüzünde yaşadığı sürece arkasında bıraktığı izler ise sadece bakmasına bilene görünürmüş.




''Büyüyorsun. Yakında hayatın peri masalına benzemediğini öğreneceksin. Dünya zalim bi yer, zamanla öğreneceksin. İncinsen bile... O kadar çok adım oldu ki ve bunlar da yalnızca ağaçların ve rüzgarların söyleyebileceği isimler olmuştur. Ben dağım, orman ve rüzgarın ta kendisiyim. Bendeniz Pan'ım.''







Kederli ve uzak bir ülkede sert ve kara taşlardan oluşmuş kocaman bir dağ varmış. Gün batımında, dağın tepesinde onu yerinden koparana ölümsüzlük veren bir gül açarmış. Ama kimse yanına dahi yaklaşmaya cesaret edemezmiş. Çünkü dikenleri ölümcül bir zehirle doluymuş. İnsanlar kendi aralarında ölüm korkusundan, acıdan söz eder ama vaat edilen ebedi yaşamdan kimse bahsetmezmiş. Böylece gül,mirasını kimseye yadigâr bırakamadan her geçen gün solmaya devam etmiş. Hem de o unutulmuş, soğuk ve karanlık dağın tepesinde... Sonsuza kadar tek başına...


El Laberinto Del Fauno

2006

Guillermo Del Toro

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder